Bilgisayarın geleceği netbook’ların nereden çıktığını, hayatımıza birden nasıl bu kadar hızla giriverdiğini ve gelecekte neler olabileceğini tartışıyoruz.
Her şey, One Laptop per Child ile başladı. Üçüncü dünya ülkelerindeki çocuklar için 100 dolara satılması planlanan (sonuçta fiyatı 199 dolar oldu) bu ucuz makineleri, Tayvanlı Quanta üretiyordu (şu anda kullandığınız bilgisayarın içindeki birkaç parçayı Quanta’nın yapmış olma ihtimali çok büyük). Quanta’nın en büyük rakibi Asustek, Quanta’nın bu teknolojiyi ticari olarak piyasaya sürmesini beklemeden bir hamle yaptı ve kendi ucuz dizüstü bilgisayarını tasarlamaya başladı.
İlk ticari netbook tasarlandı
Ucuz olması için döner parçalı sabit disk yerine solid state hafıza (USB flash disklerimizdekinden) ve işletim sistemi olarak da ücretsiz Linux kullanıldı. DVD sürücüsü yoktu. Zaten buna gerek de yoktu; Asus, bu yeni bilgisayarın Photosop çalıştırmak için değil, sadece sörf yapıp maillere bakmak için tasarlandığını söylüyordu. Müşterilerin de, 1000 dolarlık bir dizüstü bilgisayarı alamayan gençler ve Çin’deki, Hindistan’daki orta sınıf olacağını düşünüyordu. A4 kağıdından küçük, ağırlığı da bir kilonun altında ilk netbook Eee PC, işte böyle doğdu.
Bundan sonrası, tamamen Asus’un beklentileri dışında gelişti. 2007’de çıkan alet, ilk üç ayında 350,000 sattı. Müşteriler, Çin’deki dar gelirli vatandaş değil, kocaman dizüstü bilgisayarını taşımaktan bıkmış, çantalarına atıverilecek, Facebook’a bakmak için şıp diye açılıverilecek bir bilgisayar arayan teknoloji meraklılarıydı. Pazardaki potansiyel müşteriyi gören büyük markalar, hemen çalışmaya başladı. 2008’in ortalarında, sektöre 400 dolarlık netbook piyasası şeklinde bir kavram girmişti.
Netbook’lar, işleri nasıl değiştirdi?
2008’in sonuna kadar, Asus 5, diğer markalar toplam 10 milyon netbook sattı. Özellikle Avrupa’da, Amerika’ya göre yedi kat daha fazla satıldı. Şimdiye dek müşterinin hep daha da hızlı işlemciler, grafik kartları beklediğini düşünen firmalar, aslında ne kadar yanıldıklarını gördüler, sektörde ilk kez donanım gücü daha düşük ürünlerin daha iyi sattığı görüldü.
Kullanıcı tarafındaki büyük değişiklik ise, masaüstünde sadece bir Firefox ya da Internet Explorer simgesi bulunan bir bilgisayarla, işlerin %90’ının nasıl gördüldüğünün keşfedilmesiydi. Twitter’dan blog yazılırken Meebo ile Messenger, Gtalk kullanılabiliyor, Last.fm’de müzik dinlerken Google Docs’ta yazı yazılabiliyordu. Sadece tatil fotoğraflarını düzenlemek için kullanılan Photoshop’un yerini ise Picnik almıştı. Buna cloud computing deniyordu, artık ihtiyacımız olan her şey online.
Şimdiye dek “ya kısa film çekip kurgularsam”, “ya bilgisayarda Blu-ray izlersem” diye kova kova para saçtığımız bilgisayarların gereksizliğini anladık. İşin özeti şuydu, bunları yapmıyorduk, o halde “ya yaparsak” diye fazla para verip güçlü makineler almanın da bir anlamı yoktu. Netbook’lar, beş yıl önceki laptop’lar hızında çalışıyor. Görünüyor ki, beş yıl öncenin hızları da yetermiş. Bugün sıradan bir dizsütü; Intel Core 2 Duo işlemci, 1 GB RAM, 80 GB sabit disk, 15 inç ekran, Windows Vista ve minimum 1000 dolarlık etiket ile gelirken, netbook’lar Intel Atom işlemci, 512 MB RAM, 4 BG solid state disk, 8,9 inç ekran, Linux Ubuntu işletim sistemi ve 300 dolarlık etiket ile geliyor.
Neler olacak?
One Laptop per Child’ın arkasındaki isim Mary Lou Jepsen, “Eğer her şey online yapılmaya başlanacaksa, neden anakart yerine 25 dolarlık bir radyo çipi kullanılmasın?” diyor. Cloud computing konusu, fantezi olmaktan çıkmak üzere. AMD, en düşük işlemcilerin bile en hayvani oyunları oynamasını sağlayan bir 3D grafik server’ı üzerinde çalışıyor. Crysis oynamak için 600 dolarlık bir ekran kartına gerek olmadığını, en basit netbook’ta bile hızla çalıştığını düşünün. 3G erişimi için sim kartları ile satılan netbook’lar da gelmek üzere.
Netbook, bilgisayarın geleceği. Metroda iki ders notu okumak isteyen öğrenciden kafede maillerine bakmak isteyen avukata kadar, netbook herkesi domine edecek.
